Meslek Öğretmenleri
19 Mayıs 2012, 15:24:43 ÖS *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt
Özel Arama
Sayfa: [1]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: Hayata Dair Hikayeler  (Okunma Sayısı 1938 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ayba
Özel Üye (VIP)
MeslekÖğretmenleri
*

Populerite +3/-1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 111



« : 16 Kasım 2008, 15:34:28 ÖS »

Küçük kız, annesiyle yürürken birden durdu.Yağmur damlacıklarıya ıslanan gözlüğünü çıkartarak baktığı şey, babasıyla birlikte bisiklette giden bir başka kız çocuğuydu. Bisikletin arka tarafındaki minder üzerine oturan kız, düşmemek için babasına sıkı sıkı sarılmış ve soğuktan pembeleşen yanaklarını onun sırtına dayamıştı.Adamın ara sıra dönerek söylediği sözler, küçük kızı kıkır kıkır güldürüyordu.
   Kaldırımdaki kız bisikletin arkasından bakarken, annesi durumu fark edip:
-Evdekiler yetmiyormuş gibi gözün hala bisikletlerde, diye çıkıştı.Ama eğer beğendiysen, baban ondan da alır.
    Küçük kız, yumuşak bir sesle:
   -Bisiklet değil kıza bakmıştım, dedi. Babası o vaziyette bile kendisiyle sohbet ediyor da…
    Annesi, küçük kızı duymamış gibiydi. Onun kürklerle çevrili şapkasını düzeltirken:
   -Arkadaşların, bu havada bile okula yürüyerek geliyor,dedi. Halbuki baban, işe giderken de olsa, birkaç dakikasını ayırıp seni mersedesiyle getiriyor.
    Kızın gözü yine bisikletteydi.Kadın alaycı bir ifadeyle:
    -İstersen baban da seni bisikletle getirsin, diye devam etti. Ne de güzel yakışır, öyle değil mi?
     Küçük kız, inci taneleri gibi süzülen gözyaşlarını annesinden saklamaya çalışırken:
     -Çok isterdim,diye cevap verdi. Belki de öylelikle, babama sarılırdım…
 keyif2
« Son Düzenleme: 04 Aralık 2008, 17:55:49 ÖS Gönderen: admin » Logged
ayba
Özel Üye (VIP)
MeslekÖğretmenleri
*

Populerite +3/-1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 111



« Yanıtla #1 : 19 Kasım 2008, 09:17:20 ÖÖ »

                              KALP ANAHTARI


Okulun ilk gününde 5 nci sınıfın önünde dururken, öğretmen

çocuklara
bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine bakıp ve
hepsini
ayni derecede sevdiğini söyledi. Ancak, bu imkansız idi, çünkü ön
sırada, oturduğu yerde bir yana kaykılmış, ismi Teddy Stoddard olan
küçük bir oğlan vardi.

Bayan Thompson bir yıl önce Teddy'yi izlemişti ve diğer çocuklarla
iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli
dolaştığını gözlemişti. İlave olarak, Teddy tatız olabiliyordu. Bu
öyle bir noktaya geldi ki, bayan Thompson onun kağıtlarını büyük
kırmızı bir kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (X) yapmaktan ve
kağıdının üstüne büyük "F" (en düşük derece) koymaktan zevk alır
oldu.

Bayan Thompson'un okulunda, her çocuğun geçmis kayıtlarını
incelemesi
gerekiyordu ve Teddy'nin kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun
hayatini gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karsılaştı.

Teddy'nin birinci sınıf öğretmeni söyle yazmıştı, "Teddy gülmeye
hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli... Onun etrafta olması çok eğlenceli.

İkinci sınıf öğretmeni söyle yazmıştı, "Teddy mükemmel bir örgenci,
sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül
bir hastalığı olduğu için evdeki yaşamı mücadele içinde geçiyor."

Üçüncü sınıf öğretmeni söyle yazmıştı, "Teddy'nin annesinin ölümü
onun için çok zor oldu. Teddy elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor,
ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evdeki yaşamı yakında onu etkileyecek."

Teddy'nin dördüncü sınıf öğretmeni söyle yazmıştı, "Teddy içine
kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok fazla
arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor."

Şimdiye kadar, Bayan Thompson problemi kavradı ve kendinden utandı.
Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kağıtlarla sarılmış
Noel hediyeleri getirdiğinde bile çok kötü hissetti, Teddy'nin ki hariç.
Teddy'nin hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj
kağıdı ile beceriksizce sarılmıştıi, Bayan Thompson onu diğer
hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Bayan Thompson paketten
taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşli bir bilezik ve
çeyreği dolu olan bir parfüm şişesi çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye
başladı...Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında
çocukların gülmesini engelledi, bileziği takti ve parfümü bileklerine sürdü. Teddy Stoddard o gün okuldan sonra öğretmenine sunu söylemek için kaldı,
"Bayan Thompson, bugün ayni annem gibi kokuyordunuz". Çocuklar gittikten sonra, bayan Thompson en az bir
saat ağladı.

O günden sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun
yerine, çocukları eğitmeye başladı. Bayan Thompson Teddy'e özel
dikkat gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu.
Onu daha fazla teşvik ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın
sonuna kadar, Teddy sınıftaki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm
çocukları ayni derecede sevdiği yalanına rağmen, Teddy onun gözdelerinden biri idi.
Bir sene sonra, Bayan Thompson kapısının altında Teddy'den bir not
buldu, ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.
Altı yil sonra Teddy'den bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini,
sınıfında üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen
olduğunu yazmıştı.

Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını,
sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek
derece ile mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Bayan Thompson'un tüm yaşamındaki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı.

Sonra dört yıl daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte
diplomasını aldıktan sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini
açıklıyordu. Mektup onun hala karsılaştığı en iyi ve en favori
öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi ismi biraz daha
uzundu...Mektup söyle imzalanmıştı, Theodore F. Stoddard, MD. (tip doktoru).

Öykü burada bitmiyor. Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup
var.
Teddy bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının
birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan
Thompson'un damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.

Şüphesiz Bayan Thompson bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu ?
Taşları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Teddy'nin annesinin
süründüğü parfümden sürdü.

Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Stoddard, Bayan Thompson'un
kulağına söyle fısıldadı, "Bana inandığınız için teşekkür ederim Bayan Thompson. Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark yaratabileceğimi
gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim"

Bayan Thompson, gözlerinde yaslarla fısıldadı, söyle dedi, "Teddy,
yanlış şeylere sahiptin. Bir fark yaratabileceğimi bana öğreten
sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum".
(Bilmeyenler için, Teddy Stoddard, Des Moines'teki Stoddard Kanser
Binası olan Iowa Methodist'te doktordur.) Bugün birinin yüreğini işitin .... Bunu iletin. Bugün birinin hayatında bir fark yaratmaya çalışsın, sadece "onu yapın"

 sohbet1
Logged
ayba
Özel Üye (VIP)
MeslekÖğretmenleri
*

Populerite +3/-1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 111



« Yanıtla #2 : 28 Kasım 2008, 07:23:10 ÖÖ »

KURABIYE HIRSIZI


Bir gece kadinin biri bekliyordu havaalaninda, daha epeyce zaman vardi, uçagin kalkmasina. Havaalanindaki dükkândan bir kitap ve bir paket kurabiye alip buldu kendisine oturacak bir yer. Kendisini kitabina öyle kaptirmisti ki, yine de yaninda oturan adamin olabildigince cüretkâr bir sekilde aralarinda duran paketten birer birer kurabiye aldigini gördü, ne kadar görmezden gelse de. Bir taraftan kitabini okuyup, bir taraftan kurabiyesini yerken, gözü saatteydi, kurabiye hirsizi yavas yavas tüketirken kurabiyelerini. Kulagi saatin tik taklarindaydi ama yine de engelleyemiyordu tik taklar sinirlenmesini. Düsünüyordu kendi kendine, kibar bir insan olmasaydim, morartirdim su adamin gözlerini! Her kurabiyeye uzandiginda, adam da uzatiyordu elini.
Sonunda pakette tek bir kurabiye kalinca, bakalim simdi ne yapacak? dedi kendi kendine.
Adam, yüzünde asabi bir gülümsemeyle uzandi son kurabiyeye ve böldü kurabiyeyi ikiye. Yarisini kurabiyenin atarken agzina, verdi diger yariyi kadina. Kadin kapar gibi aldi kurabiyeyi adamin elinden ve Aman Tanrim, ne cüretkâr ve ne kaba bir adam, üstelik bir tesekkür bile etmiyor! Animsamiyordu bu kadar sinirlendigini hayatinda, uçaginin kalkacagi anons edilince bir iç çekti rahatlamayla. Topladi esyalarini ve yürüdü çikis kapisina, dönüp bakmadi bile kurabiye hirsizina.
Uçaga bindi ve oturdu rahat koltuguna, sonra uzandi, bitmek üzere olan kitabina. Çantasina elini uzatinca, gözleri açildi saskinlikla. Duruyordu gözlerinin önünde bir paket kurabiye! Çaresizlik içinde inledi, bunlar benim kurabiyelerimse eger; ötekiler de onundu ve paylasti benimle her bir kurabiyesini! Özür dilemek için çok geç kaldigini anladi üzüntüyle,
Kaba ve cüretkâr olan, kurabiye hirsizi kendisiydi iste.
 keyif2
Logged
ayba
Özel Üye (VIP)
MeslekÖğretmenleri
*

Populerite +3/-1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 111



« Yanıtla #3 : 28 Kasım 2008, 07:27:23 ÖÖ »

Renklerin Ustası

Renklerin ustası olarak anılan büyük bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış.

Büyük usta öğrencisini uğurlarken, yaptığı resmi şehrin en kalabalık meydanına koymasını ve yanına da kırmızı bir kalem bırakmasını, halktan beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmesini istemiş.

Öğrenci birkaç gün sonra resme bakmaya gittiğinde resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasına gitmiş.

Usta ressam üzülmemesini ve yeniden resme devam etmesini önermiş. Öğrenci resmi yeniden yapmış.

Usta yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını ve yanına da insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı ile bırakmasını önermiş.

Öğrenci denileni yapmış.

Birkaç gün sonra bakmış ki resmine hiç dokunulmamış.

Sevinçle ustasına koşmuş.

Usta ressam şöyle demiş:

"İlkinde insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. İkincisinde onlardan yapıcı olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi. Emeğinin karşılığını, ne yaptığından haberi olmayan insanlardan alamazsın. Sakın emeğini, bilmeyenlere sunma ve asla bilmeyenle tartışma ."
 keyif2
Logged
katre
Moderator
MeslekÖğretmenleri
*****

Populerite +2/-0
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 113


« Yanıtla #4 : 30 Kasım 2008, 11:03:04 ÖÖ »

paylaşımlar için tşkler..güzel ve anlamlı hikayeler gerçekten...
Logged
ayba
Özel Üye (VIP)
MeslekÖğretmenleri
*

Populerite +3/-1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 111



« Yanıtla #5 : 03 Aralık 2008, 19:45:50 ÖS »

                    NELER ÖĞRETMELİYİM
Arkadaşımın kızı bir yaşına gelmişti, 'Sen eğitimcisin, neler öğretmem gerekiyor, bazen kendimi çok çaresiz hissediyorum' dedi. Sorusu kolaydı ama yanıtı zordu, akıl vermesi basitti ama uygulaması karmaşıktı, anlatmaya başladım:

"Annelik uzun zaman alan ve günün yirmi dört saati devam eden adı 'insan yetiştirmek' olan bir iş. Bir kere bilmelisin ki, zaman alacak. Neye zaman harcarsan onun karşılığını alırsın. İşine zaman harcarsan işinden, eşine zaman harcarsan eşinden, çocuğuna zaman ayırırsan da ondan karşılığını alırsın. Yapabiliyorsan gözyaşlarını tutmamasını öğret, acı çekmeden olgunlaşamayacağı nı...

Kıskanmamayı öğret ona, arkadaşının başarısından mutlu olmayı, birlikte sevinçleri paylaşmayı, içinden 'neden ben değil de o ?' demeden...

Kazanmaktan mutluluk duyup içine sindirmeyi, ama aynı zamanda kaybetmeyi öğrenmesini. Çünkü bir adım sonrasında görünüşte galip olanları gösterecek hayat ona. Her şeyin bir sonu olduğunu öğret. Sahip olduğu bütün değerlerin bir gün keyif vermeyebileceğ ini, kazanılan ve harcananın bir sonu olduğunu.

Gidilen yerlerin zamanla bıkkınlık verebileceğini, her şeyi tüketebileceğini, tüketemeyeceği tek şeyin bilgi olduğunu öğret.
Kitaplardan keyif almasını.
Ders çalışmak istemiyorsa zorlanmamasını ama okumayı sevmesini öğret ona. Elbet er ya da geç alacaksın biliyorum, ama mümkün olduğunca geç al ona bilgisayarı. Ona kendisi ile kalacağı sakin zamanlar ver, sıkılmayı öğret ona, sıkılıp ta kendini yönlendirmeyi bulmasını.

Doğaya götür onu, hayvanlardan korkmaması gerektiğini öğret. Arıların bizi sokmasından çok, nasıl bal yaptığını anlat. Doğanın kendi içindeki gizemini bulmasına yardımcı ol, yağmurdan sonraki toprak kokusundan keyif almasını sağla.
Soğuk kış gecesinde ateş yakmayı öğret, belki büyüdüğünde bir gece sevgilisine ateş yakar ve belki binlerce yıldızın altında birbirlerine sarılırlar, bunu öğretmemiş diğer sevgililerin aksine...

Şartlar çok zor olsa da yalan söylememesi gerektiğini öğret ona. Kazandığı elli milyonun piyangodan çıkan beş yüz milyardan çok daha keyifli olduğunu öğret. Alın terine saygıyı öğret ona.

Aşk acısı çekmenin hiç âşık olmamaktan daha güzel bir duygu olduğunu öğret. Kendi doğruları üzerinden kimsenin onu yargılamasına izin vermemesi gerektiğini öğret, başkalarını da kendi doğruları üzerinden yargılamamayı. ..

Bunun başkalarını dinlememek olduğunu değil, söylenenleri kendi eleğinden geçirmesi gerektiğini öğret.
Kendi fikirlerine inanmanın güzelliklerini anlat. Hayatı sorgulamayı öğret ona...

Bilginin en büyük güç olduğunu öğret. Yapabilirse bunu en büyük fiyata satmasını, ama kalbini ve ruhunu kendisine saklaması gerektiğini öğret. Haklı olduğu konuda sonuna kadar diretmesini öğret ve haklıyken dik durmasını.

Günün birinde yaptıkları değil yapmadıkları için pişmanlık duyabileceğini öğret.

Basit yaşaması gerektiğini öğret ona, çay içmekten keyif almayı...
'İstemiyorum','hayır' demeyi öğret ona, istediğinde ise 'istiyorum' demeyi.

Sevdiğinde ise'seni seviyorum' diyebilmeyi öğret ona. Bir kot pantolon ve tişörtle üniversiteyi bitirmeyi öğret ona. Temiz kokmasını...

Sorgusuz sevmeyi... El yazısı ile notlar yazmayı... Lafı dolandırmamayı ... Sevdiklerinin hiçbir zaman çantada keklik olmadığını, dostluğa yatırım yapması gerektiğini, kıymetini bilmeyenlerden uzaklaşmasını öğret ona. Müziği sevmesini, sporla barışık yaşamasını.

İşlerin hiçbir zaman bitmediğini söyle ona, en yoğun zamanda bile kendine vakit ayırması gerektiğini öğret... Ama en çok da kendini sevmesini öğret... Kendini sevmezse kimsenin onu sevmeyeceğini. .. Kendine çiçek almazsa kimseden çiçek beklememesi gerektiğini.. . Kendine özenli yemekler yapıp sofralar kurmazsa kimsenin onun için yemek hazırlamayacağı nı... Hayatta her şeyden çok kendisinin önemli olduğunu öğret ona...
 keyif2
Logged
ayba
Özel Üye (VIP)
MeslekÖğretmenleri
*

Populerite +3/-1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 111



« Yanıtla #6 : 13 Ocak 2009, 20:32:45 ÖS »

             HAYATTA GERİ ALINMAYAN ŞEYLER
Evin telefonu sabaha karşı üç buçukta çaldı. Uyku sersemi adam telefonu açtı.
Telefondaki ses annesine aitti. Telaşlandı, korktu başlarına bir şey mi gelmişti?

Annesi:
-'nasılsın oğlum iyi misin' diye sordu.
Oğlu şaşkın bir ifadeyle:
-'iyiyim anne hayırdır bir şey mi oldu siz iyi misiniz?' dedi.
Annesi:
-'biz iyiyiz bir şeyimiz yok sadece sesini duymak istedim' dedi.


Oğlu da:
-'anne bunun için mi aradın saat sabahın üç buçuğu yarın da konuşabilirdik' deyince

Annesi de:
-'rahatsız mı ettim oğlum?' dedi.


Oğlu:
-'evet anne rahatsız ettin' deyince,

Annesi:
-'30 sene önce sen de beni bu saatte rahatsız etmiştin, doğum günün kutlu olsun...


Hayatta geri alınamayacak iki önemli şeyden biri zaman diğeri de söylenen söz dü

 keyif2
Logged
ayba
Özel Üye (VIP)
MeslekÖğretmenleri
*

Populerite +3/-1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 111



« Yanıtla #7 : 22 Ocak 2009, 10:45:03 ÖÖ »

ÖZGÜVEN

Özgüven; kendimize yönelik iyi duygular geliştirmemiz sonucu, kendimizi
iyi hissetmemiz demektir. Başka bir deyişle kendimiz olmaktan memnun olmak ve bunun sonucu olarak kendimiz ve çevremizle barışık olmamız demektir. Kısaca;"sevilebilir ve becerebilir olma" duygusudur da diyebiliriz.

***
Önemli bir savaş sırasında Japon bir komutan askerlerinin sayısının,
düşmanlarınkine kıyasla çok daha az olmasına rağmen, saldırıya geçmeye karar verir. Ordusunun kazanacağına olan güveni tamdır. Ancak, askerleri zafer konusunda oldukça kaygılıdır. Savaş alanına doğru ilerlerken, yol kenarındaki bir tapınakta durup hep birlikte dua ederler. Daha sonra komutan cebinden bozuk para çıkararak;" Şimdi yazı-tura atacağız. Eğer tura gelirse, biz kazanacağız, ama eğer yazı gelirse kaybedeceğiz, kaderimiz böylece ortaya çıkacak." der. Bozuk parayı havaya atar ve herkes sabırsızca paranın yere düşmesini bekler. Tura gelmiştir. Askerler çok sevinirler; kendilerine olan güvenlerini toplamışlardır. Bu coşkuyla düşmana saldırır ve savaşı kazanırlar.


Bir süre sonra yüzbaşı komutanın yanına gelerek onun kehanetini takdir
edercesine;"Kimse kaderi değiştiremez." der. Bunun üzerine;" Haklısın." der komutan, iki tarafı da -tura- olan parayı göstererek... (Anonim)



***
Hikayede verilen örnek belki biraz abartılmıştır, ancak kendisinin
yetersizliğine inanan bir kişi başarısızlıkları yoğun bir biçimde hisseder,
ama ilginçtir ki başına gelenleri değiştirme gücüne sahip olduğuna inanmasını sağlayacak ilk adımı atmaz.
 keyif2
Logged
ayba
Özel Üye (VIP)
MeslekÖğretmenleri
*

Populerite +3/-1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 111



« Yanıtla #8 : 22 Ocak 2009, 10:47:06 ÖÖ »

                    AZİM
Sol kolunu feci bir trafik kazasında kaybedip hayata küsen genci, ailesi biraz oyalansın diye bir taekwando okuluna göndermiş. Okuldaki hoca etrafında çok sevilen saygıdeğer bir dövüş ustasıymış. Hoca çocuğu görünce başını gizemli bir biçimde sallamış. İlk derste
diğer öğrencilerle biraz ilgilendikten sonra, bütün zamanını çocuğa ayırmış. Hoca gence ilk derste tek bir hareket göstermiş. Sonraki tüm
derslerde başka hiç bir hareket göstermemiş. Sürekli aynı harekete
çalışan çocuk, önüne geleni sağ koluyla yere seriyormuş. Bir ay, iki
ay, beş ay... Sürekli aynı hareketi çalışan genç çok sıkılmış ama
hocanın öyle büyük bir karizması varmiş ki; karşı çıkamıyormuş.
Öğrencisinin iyice ustalaştığına karar veren hoca, onu uluslararası
önemli bir turnuvaya kaydettirmiş. Delikanlı her ne kadar "Aman
hocam, tek kolumla nasıl yaparım" demişse de hoca kararından
vazgeçmemiş O yılki turnuvada tarihi bir gün yaşanmış, tek kollu bir sporcu
bütün rakiplerini tek hareketle yenerek şampiyon olmuş. Kupayı
aldıktan sonra delikanlı hocasının önünde saygıyla eğilerek "Hocam
bugüne kadar çalışmalar sırasında arkadaşlarımın mahsustan yere
düştüklerini sanıyordum. Ama böyle bir turnuvada şampiyon oldum. Bu
işin sırrı nedir?" diye sormuş. Hoca gülümseyerek şu cevabı vermiş:
"Rakibinin sana öğrettiğim hareketi ekarte edebilmesi için senin sol
kolunu tutması gerekiyor
 keyif2
Logged
ayba
Özel Üye (VIP)
MeslekÖğretmenleri
*

Populerite +3/-1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 111



« Yanıtla #9 : 22 Ocak 2009, 10:48:59 ÖÖ »

                             KURTULUŞ
Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer sormayın. Eşek bu. Düşmüş işte. Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki, üzerine de toprak dökülmüştü. Zamanla tahta çürüdü,zayıfladı, toprakta biten otlari yemek isteyen eseğin ağırlığını çekemedi ve güm. Hayvancık saatlerce acı içinde kıvrandı, bağırdı kendi dilinde. Ayıptır söylemesi, anırdı yani. Sesini duyan sahibi gelip baktı ki vaziyet kötü. Zavallı eşeği kuyunun dibinde melul mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmis. Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırdı.Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kaldı. Sonunda karar verildi ki kurtarmak için çalışmaya değmez. Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek. Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak attılar. Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe döktü. Ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yukseldi ve sonunda yukarıya kadar çıkmış oldu. Köylüler ağzı açık bakakaldı. Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır.(Ne bazeni, çoğu zaman.) Toz toprakla örtmeye calışanlar çok olur. Bunlarla basetmenin tek yolu, yakınıp sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmak, aydınlığa adım atmaktır. Kör kuyuda olsak bile
Logged
ayba
Özel Üye (VIP)
MeslekÖğretmenleri
*

Populerite +3/-1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 111



« Yanıtla #10 : 22 Ocak 2009, 10:50:14 ÖÖ »

                 ŞERDE HAYIR ARAYINIZ
Bir gün okyanusta yol alan bir gemi kaza geçirerek battı. Gemiden tek
bir kişi sağ kurtuldu. Dalgalar bu adamı küçük ıssız bir adaya kadar
sürükledi. Adam ilk günler kendisini kurtarması için tanriya devamlı yalvardı,
yakardı ve yardım bulurum umuduyla ufku gözledi. Ama ne gelen oldu ne giden... Adayı mecburi mekan tutan adam, daha sonra rüzgardan, yağmurdan ve zararlı hayvanlardan korunmak için ağaç dallarından ve yapraklarından kendine küçük bir kulübe yaptı. Sahilde bulduğu, gemiden arta kalan konserve, pusula vs. gibi eşyaları bu kulübeye taşıdı. Günler hep aynı geçiyordu. Balık avlıyor, pişirip yiyor,ufku gözlüyor ve kendisini bu ıssız yerden kurtarması için dua ediyordu. Bir gün tatlı su getirmek için yürüyüşe çıkmıştı. Geri döndüğünde kulübesinin alevler içinde yandığını gördü. Dumanlar döne döne göğe yükseliyordu. Başına gelebilecek en kötü şeydi bu. Keder ve öfke içinde donakaldı. Ne yapacağını, ne diyeceğini bilemedi. O geceyi tarifsiz bir keder içinde geçirdi. Ertesi sabah erken saatlerde adaya yaklaşmakta olan bir geminin düdük sesiyle uyandı. Evet, evet onu kurtarmaya geliyorlardı! Hem de
herşeyden umudunu kestiği bir anda. "Benim burada olduğumu nasıl anladınız" diye sordu bitkin adam, kendisini kurtaranlara. Aldığı cevap onu hem şaşırttı, hem de utandırdı:
"Dumanla verdiğin işareti gördük
 keyif2
Logged
ayba
Özel Üye (VIP)
MeslekÖğretmenleri
*

Populerite +3/-1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 111



« Yanıtla #11 : 27 Şubat 2009, 08:57:33 ÖÖ »

                                                  Yaşlı Marangoz
Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. Yıllardır yanında çalıştığı müteahhidini de çok seviyordu ama artık bu işlerden iyice bıkmıştı.

İşi bırakmak ve emekli olmak istediğini çok sevdiği müteahhide söyleyince müteahhit çok üzüldü bu duruma. Ve ondan, kendisine son bir ev yapmasını rica etti. Marangoz kabul etti ve işe girişti ama gönlünden gelerek çalışmıyordu. Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Mesleğinde zirve olmanın hiçbir izini taşımayan bu evi normalinden de kısa sürede bitirdi.
İşini bitirdiğini müteahhide söyleyince müteahhit de şaşırmıştı. Çünkü şimdiye kadar bu kadar kısa bir sürede hiçbir evi teslim edememişti patronuna. Müteahhit, evi gözden geçirmek için geldi. Evi baştan sona dolaştıktan sonra dış kapının anahtarını marangoza uzattı. “Bu ev senin” dedi, “yıllardır bana ettiğin hizmetlerin karşılığı olarak sana benden hediye.”

Marangoz şoka girdi. Ne kadar utanmıştı. Eğer yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi ne de güzel, özenerek yapardı onu!

Hayat bizim için de bazen böyledir. Gün be gün kendi hayatımızı kurarız. Çoğu zamanda yaptığımız işe, elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra da şoka girerek kendi yaptığımız o baştan savma evde yaşayamayacağımızı anlarız.

Eğer tekrar yapabilsek, çok daha farklı yaparız. Tekrar bu hayatı yaşayabilsek çok daha farklı ve hatasız yaşamaya çalışırız. Ne var ki; hayata geri dönüş ve tekrar bir şeyler yapabilmek mümkün olmaz hiçbir zaman.
 keyif2
Logged
defne
MeslekÖğretmenleri
**********

Populerite +9/-0
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 284


« Yanıtla #12 : 27 Mart 2009, 19:00:49 ÖS »

Genç bir çift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine taşinmişlar. Sabah kahvalti yaparlarken, komşu da çamaşirlari asiyormuş. Kadin kocasina ' Bak, çamaşirlari yeterince temiz değil, çamaşir yikamayi bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmiyor. ' demiş. Kocasi ona bakmiş, hiçbir sey söylememiş, kahvaltisina devam etmis.
 
Kadin, komşusunun çamaşir astiğini gördüğü her sabah ayni yorumu yapmaya devam etmiş.
 
Bir ay kadar sonra, bir sabah, komşusunun çamaşirlarinin tertemiz olduğunu gören kadin cok şaşirmis, bak demis kocasina ' çamaşir yikamayi öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba ?'
 
'Ben bu sabah biraz erken kalkip penceremizi sildim' diye cevap vermiş kocasi.
 
Hayatta böyle değil midir ?
 
Başkalarini izlerken gördüklerimiz, baktiğimiz pencerenin ne kadar temiz olduğuna bağlidir. Birini eleştirmeden ve hemen yargilamaya davranmadan önce zihin durumumuza bakmak ve 'iyi' olani görmeye hazir olup olmadiğimizi farketmek güzel bir fikir olabilir !...
 

Alıntı…
Logged
ayba
Özel Üye (VIP)
MeslekÖğretmenleri
*

Populerite +3/-1
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 111



« Yanıtla #13 : 10 Nisan 2009, 09:23:43 ÖÖ »

SEDEF ÇİÇEĞİ...
 
Mahkeme salonunda, seksen yaşlarındakı yaşlı çiftin durumu içler acısıydı. Adam inatçı bakışlarla, suskun ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözlerini ve bıkkın bakışlarını süzüyordu.
Hakim tok sesiyle, yaşlı kadına:
"Anlat teyze, neden boşanmak istiyorsun?
Yaşlı kadın, derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı.
"Bu herif yetti gayrı, 50 yıldır bezdirdi hayattan..."
Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu, mahkeme salonunda... Sessizlik, bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu. Kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından? Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı... Kadın neler diyecekti ? Herkes, onu dinliyordu. Yaşlı kadının gözleri doldu ve devam etti:
"Bizim bir sedef çiçeği vardi çok sevdiğim... O bilmez... 50 yil önceydi.. O çiçegi bana verdiği çiçekler arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm. Yavrumuz olmadı onları yavrum bildim. Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım. Her gece güneş açmadan önce, bir tas suyla sulayacağım onu diye... İyi gelirmiş derlerdi. 50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kerede bu çiçeği ben sulayayım demedi. Taa ki geçen geceye kadar... O gece takatım kesilmiş uyuyakalmışım... Ben, böyle bir adamla 50 yil geçirdim. Hayatımı, umudumu, herşeyimi verdim. Ondan hiçbirşey görmedim. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim. Onsuz daha iyiyim, yemin ederim."
Hakim Yaşlı adama dönerek;
"Diyeceğin birşey var mı, baba?" dedi.
Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle, hakime yöneldi.
Tane tane konuştu:
"Askerliğimi Reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptım. O bahçenin, görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim. Fadime'mi de orada tanıdım. Sedefleri de... Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim. İlk evlendiğimiz günlerin birinde, boyun ağrısı nedeniyle, onu hekime götürdüm. Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa; boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir dedi. Her gece uykusunu bölüp uyansın, gezinsin dedi. Hekimi pek dinlemedi bizim hatun... Lafım geçmedi... O günlerde, tesadüf, bu çiçek kurumaya yüz tuttu. Ben ona: "Gece çiçek sularsan geçer dedim. Adak dilettim... Her gece onu uyandırdım ve onu seyrettim. O sevdiğim kadını, yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim. Her gece, o çiçek ben oldum sanki..." dedi adam. O yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle... "Her gece, o yattıktan sonra uyandım. Saksıdaki suyu boşalttım. Sedef, gece sulanmayı sevmez, hakim bey... Geçen gece de... Yaşlılık... Ben de uyanamadım. Uyandıramadım... Çiçek susuz kalırdı ama kadınımın boynu yine azabilirdi. Suçlandım...Sesimi çıkartamadım..."
O anda gazeteciler dahil, mahkeme salonundaki herkes ağlıyordu...
"Sevgide cömert ama sevdiklerimizi kırmada oldukça cimri olalım"
 keyif2
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  

www.meslekogretmenleri.com

meslek dersleri cikma oto yedek parca cikma yedek parca cikma motor cikma kapak cikma krank cikma sanziman cikma enjektor cikma turbo saglik gebelik bilim teknik egitim sarki sozleri sarki sozleri anaokulu Eitim ve gretim
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Bu Sayfa 0.097 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu


MeslekOgretmenleri.com
Sitemize Uye Olarak Hizmetlerinden En ݹi Sekilde Yararlanabilirsiniz.
10 Saniyede Uye Olmak ݣin Tiklayiniz.